Emzirmeli.. Peki Ne Zamana Kadar?



Benim işim çocuklar. O yüzden aşina olduğum bir cümle.
Dünya'ya hamile kaldığım andan itibarense en sık duyduğum, doğumla berber zirve yapan tavsiyenin bu oluşu da şaşırtmadı beni o yüzden.
"Aman bebeğini emzirebildiğin kadar emzir"..

Siz de, annenizden, kayınvalidenizden, komşudan, sizden önce anne olan arkadaşlarınızdan, doktorunuzdan, akrabalarınızdan hatta televizyondaki kamu spotundan defalarca duymuşsunuzdur. 


"Özellikle ilk altı ay bebeğinizi sadece anne sütüyle besleyin."

Eğer sizin ya da bebeğinizin emzirmeyi/emmeyi engelleyen bir sorununuz yoksa kendinizi ve bebeğinizi bu mucizeden mahrum etmeyin bence.
Sadece bir psikolog olarak değil, 14 aydır emziren bir anne olarak da söylüyorum, emzirmek anne ve bebeğinin ruhsal sağlığı için de önemli.
İşte o yüzden, eğer şartlar izin veriyorsa, diğer tüm kaygıları bir kenara bırakın ve bebeğinizi emzirin.

Ama..

Bir de işin diğer boyutu var.
Çeşitli sağlık sorunları nedeniyle emziremeyen, sütü kesilen ya da bebeğinin gelişimi için sütü yeterli olmayan anneler var.
Çevreden gelen "emzir" baskısı, halihazırda hassas olan anneyi daha çok strese sokuyor.
İşte o yüzden sevgili eş, dost ve aile büyükleri..
"Sütün mü yetmiyor acaba?
Aç bu çocuk aç, ondan ağlıyor.
Sırtını örtmüyorsun süt çocuğa gaz yapıyor.
Emzirmiyorsun o yüzden hastalanıyor." demeyin.
  
Bebeğini tanımaya, ona alışmaya çalışan, en ufak bir aksilikte zaten kendiliğinden, kendini suçlamaya meyilli bir anneyi  bu tespitlerinizle daha çok germeyin.
Biz karışmayı, konuşmayı çok seven bir toplumuz. Ama bazı sözler vardır ki, iyi niyetle söylerken bile karşınızdakini sıkar, boğarsınız. İşte durum tam olarak bu. Dilinizin ucuna gelse de, tutun.. Susun..

Buradan sonra yazdıklarım, emziren anneler için.

Çalışan bir anne olsanız bile birkaç ay geceniz gündüzünüz bebeğinizle geçecek. Onu doyurmak, onun kollarınızda sakinleşmesini hissetmek sizi mutlu edecek, tatmin edecek.
Peki ya sonrası?
İşe gitme zamanı geldiğinde ne olacak?
Belki bir süre daha sütünüzü sağıp saklayacaksınız, ama biberonun kolaylığına alışan bebeğiniz artık memeye eskisi kadar hevesle yapışmayabilir. Sağmak, bebeğinizin emmesiyle aynı etkiyi yaratmayacağından sütünüzün azalması ihtimali de var.
İşte bu noktada annenin bebeğiyle en az bir sene geçirebilmesinin ne kadar önemli olduğunu söylemek gerekiyor ki, bu konuya girersek çıkmak zor. 
İki sene emzirmenin kamu spotlarıyla öğütlendiği bir ülkede 4 aylık doğum iznini olması ne yaman çelişki.. 
Neyse..  
Bebeğini bırakıp işe gitmek zorunda kalan annelerin çoğu evde oldukları süre içinde, özellikle akşam yatarken, sabah erken saatte kalkınca bebeğini emzirmeye ve bu alışkanlığı sürdürebildiği kadar sürdürmeye çalışıyor. Bu anneyi hem fiziksel hem psikolojik olarak rahatlatıyor.   

Bebeğin emzirilmesi sadece sağlıklı bedensel gelişim için değil, sağlıklı ruhsal gelişim için de son derece önemli. Annesinin kokusuyla, teninin sıcaklığıyla, kalp atışını, sesini duyarak emen bebek hem doyar hem de kendini güvende hisseder. Bu sonsuz sevgi kaynağına bağlanır.



Peki anne sütü emmeyen çocuk annesine bağlanmaz mı? Ya da aralarındaki ilişki zarar görür mü?
Elbette hayır.
Bebeğinizi emziremiyorsanız bu da dünyanın sonu değil.
Sizin emzirememekten dolayı kendinizi suçlamanız hem bebeğinize hem de size daha çok zarar verir bunu asla unutmayın.
"Söylemesi kolay" dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız.

Eğer herhangi bir sebepten istemenize rağmen bebeğinizi emziremiyorsanız, hissettikleriniz sizi yorabilir,üzebilir.
Bebeğime yetemiyorum, onu besleyemiyorum, ileride belki de bu yüzden daha çok hastalanacak diye düşünüyorsunuz muhtemelen.
Uzmanlar ve çevre anneleri emzirmeye ikna etmeye çalışırken, emziremeyen anneler üzerinde nasıl bir baskı kurduklarını unutabiliyor zaman zaman.
Ama unutmayın her anne ve bebeğin yolculuğu kendine özeldir.
Kendi şartlarınız çerçevesinde bebeğinizi en sağlıklı şekilde büyütmek sizin elinizde.
Üstelik hiçbir anne emzirdi diye diğerinden daha iyi ya da emzirmedi diye diğerinden kötü değil!

Emziren annelerin önünde bir dönüm noktası var.
Ne zamana kadar?

Bazı uzmanlar iki yaşa kadar emzirmeyi savunsa da, ben iki yaşın memeden bağımsızlaşma çalışmalarına başlamak için geç kalınmış bir dönem olduğunu düşünüyorum. 

Nasıl ki bebeğiniz bezinden kopup tuvalet konusunda özgürleşiyorsa, nasıl ki kelimeleri keşfedip sosyal olarak sizden bağımsızlaşıyor yeni ilişkiler kuruyorsa, nasıl ki adım atmayı öğreniyor sizin bedeninizden bağımsızlaşıp kendi çevresini oluşturuyorsa, beslenme konusunda da bırakın zamanı gelince sizden kopsun.. 
Bu ayrılık bebeğinizle sizin aranızdaki bağa zarar vermeyecek endişelenmeyin.

Memeden kesme kararını anne verir.

Bebeğin kendiliğinden memeyi bırakması nadirdir.
Anne ne kadar verirse bebek o kadar memeyle arasındaki sıkı dostluğu sürdürür çoğu zaman.
Anne içinse bu kararı vermek daha doğrusu kararı verdikten sonra hayata geçirmek zaman zaman kabus olabiliyor.

Memeyi bırakmak bir bebeğin hayat tarzında gerçekten büyük bir değişimdir. 

Bu değişimi anlaması, kabul etmesi, başa çıkması, ayak uydurması gerekir.

Dolayısıyla bebeğinizin hayatında başa çıkılması gereken başka görevlerin olduğu dönemler memeden kesmek için uygun değildir.


Hastalık dönemleri, taşınma, bakıcının değişmesi, annenin işe başlaması, diş çıkarma, tuvalet alışkanlığı kazandırmak için çalışılan zamanlar emzirmeyi bırakmak için doğru zaman değildir. Çocuğun omzuna fazla yük yüklemeyin. Başarması gerekenleri teker teker, sırayla hayata geçirin.


Her bebekte farklı olmakla beraber, 18 ay civarı bir dönemde aşamalı olarak memeden kesmeniz hem sizin için hem de bebeğiniz için işleri kolaylaştırır.


Her bebek ve her anne için "doğru" zaman farklıdır elbette. 

Eğer sık sık "artık memeden kesmeli miyim" diye düşünmeye başladıysanız o zaman sizin için doğru zaman yaklaşmış demektir. 
Yorgun hissediyorsanız, bir türlü kazandıramadığınız uyku alışkanlığı sabrınızı azalttıysa önce kendinizi sonra da bebeğinizi hazırlamaya başlayın. 

Memeden kesme kararı bir gün, aniden alabileceğiniz bir karar değil unutmayın. Hem kendinizi hem de bebeğinizi bu sürece alıştırmalısınız.


Meme bebek için sadece beslenme anlamına gelmiyor dolayısıyla onu bir anda memeden kesmeyin. Bu çocuğu boşluğa düşürebilir. Çocuğunun bocaladığını gören birçok anne, bu hatayı bir başka hatayla telafi etmeye çalışıp yeniden meme verdiğinde işler çok daha karmaşık bir hal alır. 


Emzirmeyi bırakma konusunda en uygun yöntem aşamalı olarak azaltmadır.


Bebeğinizi günde ortalama 6 defa emziriyorsanız bunu ilk etapta 5' indirebilirsiniz. 

Zaten alışkanlığın süresi uzadıkça bebekler annelerinin memesini yalancı meme yani emzik yerine koymaya başlıyor. 
Her ağladığında meme vermek yerine, günde bir-iki sefer dikkatini başka şeylere çekmeye çalışın. 
Onunla oynayın, sevdiği aktiviteleri yapın.
Bebeğiniz ilk günlerde belki biraz huzursuzlanabilir. 
Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tutarlı olmanız çok önemli. Tutarlı olabilmek için gece uykuya dalarken gibi kritik bir emzirme seansıyla başlamamamızı öneririm. 
Gündüz dikkatini farklı yönlere kolayca çekebileceğiniz bir saatle başlayın. 

Her seansı kestiğinizde bir diğerine geçmeden önce en az üç-dört gün beklemelisiniz.


Bu süreyi duruma göre bir haftaya kadar da uzatabilir ya da bir güne kadar indirebilirsiniz. 

Bu arada emzirme seansının sayısıyla birlikte emzirme sürenizde de kısaltmalara gitmeniz faydalı olur. Bebek doyduktan sonra bir süre daha memeyle oynamaya devam eder. Bunu hissettiğiniz anda ufaklığın dikkatini bir başka noktaya çekip emzirme seansını bitirmelisiniz.

Emzirme anne ve bebeğin baş başa geçirdiği bir zaman dilimi. 

Memeden kesince ufaklığın bu zamanın eksikliğini hissetmesini engellemelisiniz.
Bu alışma döneminde bebeğinizle geçireceğiniz daha fazla kaliteli zaman hem onun hem de sizin boşluğa düşmenizi önler. 
Üstelik artık bebeğiniz büyüyor, tensel temasın yanı sıra hatta belki daha çok uyaranlara, ilginize ihtiyacı var.

Babalara da görev düşüyor.

Bebeklerin beslenmesiyle ilgilenmenin tam zamanı babalar. 
Bu, birlikte kaliteli zaman geçirmeniz, aranızdaki bağı kuvvetlendirmeniz için de bir fırsat.
Eşinize verdiğiniz destek de cabası. Emin olun bu destek hepinizin hayat kalitesini artıracak.

Farklı Yöntemler

Çevreden duymuş olabilirsiniz. Memeye acı ya da ekşi şeyler sürmek geleneksel ama çoğu zaman başarısızlığa mahkum yöntemlerden biri.
En baştan, tutarlı şekilde kademeli azaltma yöntemiyle süreci çok daha sancısız atlatırsınız.
Ama tabi tercih sizin.

Eğer tüm çabanıza rağmen bebeğiniz memeyi bırakmakta ciddi anlamda direniyorsa, çok ciddi huysuzluk ve yoksunluk belirtileri gösteriyorsa, geldiğiniz aşamada kalın ve bir süre daha fazla ilermeyin.

Demek ki bebeğiniz henüz kendini hazır hissetmiyor. 
Bir emzirme seansı azalttıysanız birkaç hafta öyle devam edebilirsiniz. Ama size tavsiyem en başa dönmeyin. Dönerseniz bir sonraki başlangıcınız biraz daha sancılı olabilir. 

Ve sevgili anneler..

Eğri oturalım doğru konuşalım. 
Çoğu zaman memeyi bırakma konusunda dirençli olan çocuklar değil biz oluyoruz. 
Sanki aramızdaki o kimseyle olmayan tensel temas kesilince bir şeyler eksik kalacakmış gibi hissediyoruz. 
Başka yollarla, başkalarının kucağında sakinleşmeyen bir bebeğin anne memesinde sakinleşmesi bir kadın için en büyük haz,tatmin,doyum.. 
Ama.. 
Aramızdaki o kuvvetli bağın hiçbir şekilde kopmayacağından emin olun.
Ve unutmayın, unutmayalım.. 
Küçük bebeğimizi zamanı geldiğinde özgür bırakmazsak, onun kendi ayaklarıyla yürüdüğünü görmenin vereceği hazzı hiç tadamayız..    

 

Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU 

Eyvah! Bebeğim iki yaşında..


Dünya 15. ayını sürüyor bu günlerde.
Artık çok daha becerikli.
Yürüyor hatta sürekli koşuyor.
Derdini anlatacak çoğu zaman başımızı ağrıtacak kadar konuşuyor.
İstediklerini yapmak konusunda oldukça ısrarlı, istemediği bir şeyi yaptırmak neredeyse imkansız.
Ve ufaktan isyankar.
Kızım, eğer "anne" engeliyle karşılaşırsa elini yumruk yapıp masaya vuruyor ve bağırıyor.
Ayaklarını sertçe yere vurup bana kızgın bakışını atıyor.

Dünya Kerimoğlu (Ağustos 2015)
Bana göre ısırma isteği uyandıracak kadar sevimli, ona göre kızgın o bakış:) 
Normalde güler yüzlü, oyun meraklısı Dünya'nın bu isyankar halleri biraz ikişer ikişer çıkardığı azı dişlerinden, biraz da kendini erkenden gösteren iki yaş sendromunun ilk sinyallerinden.
İşte bu yüzden kimimizin çok iyi bildiği kimimizin de yakında yüzleşeceği "2 yaş sendromu"ndan bahsedelim istiyorum bugün.

İki yaş sendromu..
Dünyada bilinen adıyla "terrible two" yani "felaket iki".
Bizdeki kullanım kulağa daha az korkutucu gelse de baştan söylemekte fayda var, bizi gerçekten zor bir dönem bekliyor anne babalar. Bu dönem aslında kendimizle ilgili yeni şeyleri keşfedeceğimiz bir dönem. Mesela ne kadar sabırlı insanlar olabildiğimizi..
2 yaş sendromunu şöyle özetleyebilirim: oldukça erken bir ergenlik provası.
Gerçekten de bu dönemde mini minicik çocuklar sanki birer küçük ergen gibi davranıyorlar.

2 yaş sendromu geliyorum diyor!
Adı "iki yaş sendromu".
Ama çocuklarda huy değişiklikleri iki yaşın gelmesini beklemiyor tabi.
Çocuğunuz bir sabah uyandığında değişmiş olmayacak.
Eğer siz de çocuğunuzun bu aralar daha sinirli olduğunu, ne deseniz tersini yapmaya çalıştığını, daha çok bağırdığını, daha sık ve nedensiz ağladığını fark ettiyseniz "2 yaş sendromu" sizin eve de uğradı demektir.

Bebeğiniz 1 yaşını doldurmasıyla artık belirgin bir şekilde anne babasından bağımsız bir "birey" olduğunun farkına varacak. Haksız da değil. Tutunmadan yürümek, istediklerini kelimelerle anlatabilmek, kendi kendine yemek, komutları anlayıp -tabi eğer canı isterse- yanıt vermek, tüm bunlar belki insanlık için küçük ama küçücük bir çocuk için çok büyük adımlar.

Yani küçük kızınız ya da oğlunuz son birkaç ay içinde çok şey başardı ya da yakın zamanda başaracak.
İşte bu nokta çok önemli.
Çocuğunuz büyüyor.
Geçmesi gereken süreçlerden geçiyor.
Başarması gereken görevleri başarıyor.
"İki yaş sendromu"na da bu açıdan bakmamız gerek.
 O sakin, uyumlu bebeğin inatçı bir çocuğa dönüşmesi, sağlıklı bir şekilde büyüdüğünün en açık kanıtı.
Bir düşünsenize, bundan birkaç ay öncesine kadar kendisini annesinden bağımsız düşünmesi mümkün değildi. Anne çocuğu için "yemek eşittir meme" demekti, hareket edebilmek için anne babasının adımlarına mecburdu.

Artık kendi kendine bir şeyler yapabilmenin hazzını tanıyor.

Yani çocuğunuz çok sağlıklı büyüdüğü için iki yaş sendromuna giriyor.

Gelişimin doğal, olması gereken bir evresinden bahsediyoruz.
Bir sorundan ya da bir hastalıktan değil..

Gelelim bu dönemin özelliklerine..
En sevdiği kelime; hayır!

Kocaman bir "HAYIR"
Ciddiyim. Bir gün içinde belki en sık duyduğunuz kelime bu olacak.

-Tatlım kahvaltı zamanı
-Hayır,yemem!

-Kızım,gel ayakkabılarını giy de çıkalım
-Giymem!

-Hadi bakalım,yatma zamanı.
-Değiiiiiiiiiiiiiillll..

Bu sahneleri yaşadınız, yaşıyorsunuz ya da yaşayacaksınız.
Çünkü küçük bir çocuğun bağımsız olmaktan anladığı ilk şey bu.
Sizin söylediklerinizi reddetmek!

Bunu bir savaş haline getirmek çok kolay.
Siz söylersiniz o reddeder. Uzan uzun nedenlerini anlatırsınız. Yine reddeder. Öfkelenirsiniz, çocuğunuz da kızar ve ağlamaya başlar. Daha çok öfkelenirsiniz hatta babasını gerilime dahil edersiniz. Ama emin olun bu küçük insan tahmin ettiğinizden çok daha inatçı olabilir.
Sorun kendinize;
Her gün bu gerilimi yaşamaya gücünüz var mı?
Çocuğunuzla ilişkinizi böyle gerilimli bir hale sokmak ister misiniz?

Cevabınız "hayır"sa neler yapmanız ve yapmamanız gerektiğinden bahsedelim şimdi.

Emir vermeyin, yönlendirin!
Yatma vakti örneğinden başlayalım.
Sizin bakış açınız: Bütün gün çalıştınız ya da ev işleriyle ilgilendiniz. Eşiniz eve geldi ailece yemek yediniz. Şimdi biraz kafa dinlemek, belki bir film izlemek, sohbet etmek, yalnız kalmak istiyorsunuz. Bu nedenle çocuğunuzun uyuması gerek.
Çocuğunuzun bakış açısı: Bütün gün anne-babam işteydi. Şimdi herkes evde, evin içi gün boyu olmadığı kadar hareketli. Televizyon açık. Beraber oynayabileceğiniz oyunlar var. Bu süreyi ne kadar uzatırsam, anne babamla ne kadar vakit geçirsem, hasret gidersem kadar iyi.

Her iki tarafın da kendince haklı sebepleri var değil mi?
En iyisi bir orta yol bulmak.
Çocuğunuzla hafta içi geçireceğiniz kaliteli zaman için uyku öncesi iyi bir şans. Yatma saati 9'sa, 8 buçukta bir teklif sunun ona.
-Yatma saatin yaklaşıyor. Şimdi ne oynayalım. Atçılık mı, yoksa evcilik mi?

Çocuk açısından bakarsanız, bu bir "kural" ya da "emir" değil, dolayısıyla direnmeye gerek yok. Üstelik işin ucunda oyun var.
Ama bir yandan da yatma vaktinin yaklaştığıyla ilgili mesajı vermeye başladık.

En önemli nokta ne biliyor musunuz?  Bu yarım saatte gerçekten çocuğunuzla ilgilenin.
Bir gözünüz televizyonda olmasın. Anlatmaya çalıştıklarını dikkatle dinleyin. Çizdiklerine merakla bakın. Oyununa gerçekten katılın.

Yarım saat bitmeden bir uyarı daha yapabilirsiniz.
 Ben yorulmaya başladım, yatma vakti de yaklaşıyor, bugünkü son oyunumuz ne olsun?

Eğer daha önce oturmuş bir uyku alışkanlığı yoksa ya da halihazırda her akşam geçirdiğiniz kaliteli zamanlarınız yoksa ilk günlerde mutlaka direnecek. Çünkü bu durumdan çok keyif aldı ve tekrarlanıp tekrarlanmayacağını bilmiyor. Ama siz tutarlı şekilde her akşam çocuğunuza vakit ayırırsanız yatmaya direnci yavaş yavaş azalacak.

Uyku için masal kitapları iyi bir geçiştir.
Sonuçta çocuk için bu anne, baba ya da her ikisiyle geçirilecek daha çok zaman demek.
Yatma ve uyku düzeni oldukça detaylı bir konu, uyku alışkanlıklarıyla ilgili yazımda detayları bulabilirsiniz. Burada uyku örneği üzerinden vurgulamaya çalıştığım, çocukla inatlaşmak yerine onu yönlendirerek istediğinizi yaptırmanız.

Seçenek sunun, tercihlerine saygı gösterin! 

-Haydi, ayakkabını giy,çıkıyoruz! diyebilirsiniz.
Ama iki yaş sendromu yaşayan çocuğunuzun ev ayakkabısı ya da kış ortasında yazlık bir ayakkabıyla çıkmak için direnebileceğini unutmayın.
Bunun yerine;
-Sarıları mı, beyaz spor ayakkabını mı giymek istersin? diyebilirsiniz.

Bu daha az karşı konulacak bir tekliftir. Böylece kızınıza/oğlunuza şu mesajı verirsiniz;
"Sen kendinle ilgili bazı kararları alabilecek yaşa geldin ve ben de senin seçimlerine önem veriyorum"
(İki yaş çocuğuna 2-3 seçenekten fazlasını sunarsanız bu sefer de kafası karışır, seçenekleri sınırlamak onun işini kolaylaştırır)

Okuyacağınız masal kitabını seçmesine de izin verin. Bazen günlerce aynı kitabı okumanızı isteyebilir. Olsun. Onun tercihlerine saygı duymayı başarmalısınız.


Sadece iki yaş sendromu döneminde değil elbette ama özellikle daha gergin oldukları bu dönemde çocuklarınızı avm'lere tıkıp daha fazla elektrik yüklemek yerine açık havada, doğayla iç içe daha çok zaman geçirmelerini sağlamaya çalışın. Toprağa dokunmak, suyla oynamak çocuğunuzun enerjisini atmasını sağlar, sıkıldığı için daha da huysuzlaşmasını engeller.  


Özgürlük alanı tanıyın!

2 yaş çocukları etrafı karıştırmayı, çekmeceleri açmayı, evdeki en dokunulmaz şeyleri minicik parmaklarıyla tutmayı çok severler.
Siz  "dokunma,yapma,elleme" dedikçe onlar bu sözleri "dokun,yap,elle" olarak anlarlar.
İşte bu yüzden gerçekten çok kıymetli şeyleri bir süre ortadan kaldırmak ve onlara karıştıracak bir alan yaratmak en iyisi.
Nasıl mı? Alt sıralardan birkaç çekmecedeki tehlikeli eşyaları kaldırın. Ve bırakın onları açsın, içindekileri döksün.
Tabi bu yeterli olmayacak. Daha fazlasını isteyecek.
Çocuğunuzun aslında iki dakika bakıp hevesini alacağı, kırılmayacak bir eşyaya uzandığı anda "elleme" demeden önce iki kere düşünün.
Yasaklar gerçekten ona zarar verebilecek şeyler için olsun. Prize elini sokmasına, sıcak tavaya uzanmasına izin veremezsiniz ama siz çay içerken inatla bardağı almaya çalıştığında "sıcak elleme" demek yerine minik parmağının ucunu bardağın ucuna değdirip çekerseniz sıcak olduğunu çok daha kolay anlayacak. Ve kendi kendine karar verecek, bu şey sıcak, onunla oynayamam!

Bizim mutfakta tehlikeli olabilecek tüm dolaplar çocuk kilidiyle kapalı. Ama alt kısımdaki birkaç çekmece Dünya için yeniden tasarlandı. Plastik kap kacağı buraya aldım, birkaç tahta kaşık koydum ve ara sıra bazılarını alıp yerine yenilerini koyuyorum. Dünya bu çekmeceleri açmakta serbest. Hepsini döküyor. Tek tek bakıyor. Sonra sıkılıp başka bir oyuna dalıyor. Böylece bizim mutfak karıştırma krizlerimiz sancısız geçiyor.
Kriz anları!!
Farz edelim ki tüm çabanıza rağmen film bir yerde koptu.
Siz "hayır" dediniz ve çocuğunuz "hayır" dediğiniz şeyi yapmak ya da almak için kıyameti kopardı.
O küçük bedeninden nasıl çıktığını anlayamadığınız kadar yüksek bir tonda ağlıyor.
Gözlerinden yaşlar resmen fışkırıyor. Yerde sürünüyor.
Ya da saçını çekiyor, yere vuruyor. Sizin bacaklarınıza tekmeler indiriyor.
Bu aşamaya gelene kadar "hayır" dediniz ama şimdi...
Dayanamayacaksınız....
Aslında o kadar da önemli değil diye düşünüyorsunuz....
Ve sonunda....
"Evet" mi dediniz?

İki yaş çocuğunu sakın hafife almayın!
Her davranışınızdan aslında ne mesaj verdiğinizi içgüdüsel yeteneğiyle anlar:
"Demek ki yeterince bağırırsam, ağlarsam, bir iki de tekme savurursam istediğim her şeyi yaptırabilirim.Güç bende artık!"

Bazen de bu kriz anlarında size en doğru gelen çocuğunuza bir yetişkinmiş gibi davranmak, onunla uzun uzun konuşmaya çalışmak olur.
"Böyle davranırsan istediğini yapmam. Sen artık bebek değilsin lütfen ağlamayı bırak."

İyi niyetlisiniz ama üzgünüm, sandığınız kadar doğru davranmıyorsunuz.
Ağlama krizi anında uzun uzun konuşmalar tıpkı bağırıp çağırmalar gibi anlamsızdır.

O anda aslında yapılabilecek bir tek şey var.
HİÇBİR ŞEY.
Kendisine zarar vermesini engelleyin.
Konuşmayın.
Söylenmeyin.
Eğer evde güvenli bir noktadaysa yanından uzaklaşın.
Sokaktaysanız "rezil oldum" endişesiyle geri adım atmayın.
Sizi anlamayan, akıl vermeye çalışanlar olabilir.
"Ağlatmayın çocuğu", "Aman annesi bir çikolata istedi al gitsin" diyen teyzeler amcalar, hatta bir adım ileri gidip kendisi almaya kalkanlar.
Bu, onların "empati" yoksunluğunun işareti.
Sorun siz de değil.
Kendinize güvenin ve suçlu hissetmeyin.
Siz iyi bir anne baba olmak için çabalıyorsunuz.  

O dakikalar size eziyet gibi gelecek biliyorum.
Zor.
Ama 2 yaş sendromunun süresini birkaç aya indirmek ya da yıllarca uzatmak biraz da sizin böyle anlardaki tavrınıza bağlı. Tabi çocuğun mizacı da çok belirleyici.
Her davranış tarzı her çocukta aynı etkiyi yaratmaz.
Ama genel bir davranış kalıbı vardır, ağlayarak bir şeyleri elde edebileceğini öğrenen çocuk bu yöntemi sık kullanır.

Ve ağlama krizinin bittiği an.
İşte o an çok önemli, yorgun ve yenilmiş hisseden dolayısıyla daha da huysuz olacak çocuğunuza sevginizi gösterme vakti.
-Artık ağlamadığın için çok mutluyum. (kendi hislerimizi paylaşıyoruz)
Bence artık birlikte oyun oynayabiliriz. (ağlamayı bıraktığı için ödüllendiriyorsunuz. hatalı davranışı cezalandırmak yerine, doğru davranışı destekliyorsunuz)
 Üstelik birlikte geçireceğiniz zaman krizin etkilerini azaltmak için en güzel ilaç.


Son söz..
Unutmayın! 2 yaş sendromu gelip geçici.
Bazı çocuklarda daha kısa, bazılarındaysa uzun ve sancılı.
Her nasıl olursa olsun, bu süreçte atacağınız adımlar anne-çocuk ilişkiniz için önemli.
Daha birçok zor dönem yaşayacaksınız beraber.
Krizler atlatacaksınız.
Ve bu dönem, fırsata dönüştürebileceğiniz o krizlerden ilki..




Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu