Yenilgiyi Kabul Etmek..

Kazanmak iyidir. Başarılı olmak, yenmek. 
Zaten hayat boyu çoğumuz bunun için uğraşmıyor mu? 
Bunları istemek gayet normal, insan olmanın doğasında var. Ama ya kaybettiğinizde, başarısız olduğunuzda, yenildiğinizde ne yaparsınız? 
Sizi uyaranları dinlemek, geri adım atmak, yeri geldiğinde hata yaptığını kabul etmek, özür dilemek.. Bugün birçok yetişkinde olmayan meziyetler bunlar. İşte sağlıklı bir bireyle diğerleri arasındaki fark da bu anda çıkıyor ortaya.
İnsan başarısıyla övünür. Elbette makul düzeyde olanı makbuldur. Ama çoğu başarısızlığı normal karşılamaz ve bununla baş edemez.
Bunu yapabilenlerin yapamayanlardan tek farkı ise güvendir.

Dünya Kerimoğlu (Temmuz 2015)


Kendine ve çevreye güven. Güvensizlik yenilgiye tahammülü ortadan kaldırır. Başarısızlık anında yıkım yaşanır. Bu yıkım öfke nöbetleri, inkar ya da suçlamalarla gösterir kendini. Yetişkinlikte de, çocuklukta da.
Bugün çevremizde birçok yenilgiye tahammülsüz hatta yenildiğini fark etmeyecek kadar gözü kapalı insan varsa, zamanında yanlış yapılan bir şeyler var demektir. Gelecek için aynı hataları tekrarlamayalım o zaman.

Her çocuk kendine has özellikleriyle doğar. Kimi daha inatçıdır, kimi daha uysal. Ama bazı davranışlar vardır ki, doğuştan gelenlerden çok anne baba tutumları, özellikle de yanlış tutumlar belirleyicidir. İşte kaybetmeye,yenilmeye tahammülsüzlük de bunlardan biri.

Arkadaşgrubu içinde oyunda kaybedince diğerlerine saldıran çocuğun, başkasının oyuncağını isteyip de alamayınca kendini yere atan, tekme yumruk sallamaya başlayan çocuğun anne babasına bakarım önce. Ve çoğu zaman da mükemmeliyetçi anne babalar çıkar karşıma. Çocuklarının hatalarına sert tepkiler,cezalar veren, hep en iyisini yapmaya yaptırmaya çalışan anne babalar. Yani yine aynayıkendimize tutma zamanı anneler babalar..
Siz siz olun, çocuğunuza başarı kadar başarısızlığın da normal olduğunu anlatın.
Başarısızlığında da tıpkı başarısında olduğu gibi ona destek olarak, yanında olarak. İyi sonuçta övmek, kötü sonuçta eleştirmek kolay. Peki hata yaptığında da çocuğunuza olan güveninizi dile getirebiliyor musunuz? Çabasını takdir etmeyi biliyor musunuz? Bebekliğinden itibaren başlayan bir süreç bu. Kaşığıeline ilk kez alıp içindekileri yere boca ettiğinde “Ne yaptın, batırdın ortalığı mı” dediniz? Hata! Bu ne mesaj verir biliyor musunuz?
“Çabalamış olman umrumda değil. Başaramadın. Başaramazsan sana kızarım”.
Bu durumda çocuk ya kendini geri çekecek, ya da saldırganlaşacak. Peki ne yapmalı? Her zaman sonuçtan çok sonuca giden yolu dikkate alın. Hatalarından çok başarılarına odaklanın.
“Ne kadar güzel tuttun kaşığı, tam da olması gerektiği gibi, bir dahaki denemende başaracağından eminim.”
Böylece ne mesaj veriyorsunuz? “Benim için önemli olan başarıp başarmaman değil, senin azmini önemsiyorum”. İşte bu çocuğa güven verir.

Çocuklar söz konusu olduğunda hep aynı şeyi söylerim; davranışlar kelimelerden daha çok şey ifade eder. Yani uzun nutuklarınızdan çok, bir başarısızlık anında sizin ne yaptığınız çocuğunuz için rol model. Faturayı ödemeyi unuttuğu, yeterince para kazanamadığı için birbirini suçlayan anne babasına tanık olan çocuk hem kendi hatalarına hem de başkalarının hatalarına anlayış göstermez unutmayın.
Kolay olmadığını biliyorum. Sadece evde değil, okulda da sonuç odaklı bir sistem işliyor bizde. Okul hayatı boyunca kazandığı başarılar önemli değil çocukların, sınavlar önemli. Birkaç saatlik performansları onları başarılı ya da başarısız olarak damgalıyor.
Ama yine de iş anne babada bitiyor.
Parkta bir plastik kürek o an paylaşılamayan oyuncak haline gelebilir. Kimi anne çocuğunun dikkatini dağıtmaya çalışır. Doğrudur. Kimi anne, çocuğuna paylaşarak oynamasıgerektiğini anlatmaya başlar. İşe yaramaz ama en azından iyi niyetlidir. Kimi anne ise ağlayarak “oyuncağı vermediler” diye yanına gelen çocuğuna “git almanın bir yolunu bul” der. Hatta “o sana vurduysa sen de ona vur”diyen çok..

Sevgili anneler, babalar. Bu çocuğa kendini savunmayı öğretmek değil, çocuğa saldırganlığı öğretmek. Hata yaptığını da kolay kolay kabul etmeyen bu anne babalar birkaç sene sonra “çocuğum çok saldırgan, iletişim kurmakta zorlanıyor”dediklerinde işler emin olun çok daha zor oluyor.
Bir de “herkesten önce” anne babaları var tabi.
Çocuğunun tüm diğer çocuklardan önce yürümesi, kendi kendine yemesi, konuşması, okumayısökmesi bu anne babaları tatmin ediyor. Bunları sağlamak için çocuğun omuzlarına yaşına göre ağır yükler koyuyorlar. Çocuktan çok fazla şey bekliyorlar. Sorsanız kendilerine göre haklı sebepleri de var; “hayat zor, hep bir adım önde olmak gerek, erken kalkan yol alıyor vs vs”. Tüm bu kurallar yetişkinler için. Çocuksanız her şeyi zamanında ve tadını çıkararak yapmalısınız. Çünkü aslolan başarılı çocuk yetiştirmek değil, mutlu bir çocuk yetiştirmek. Mutluluk için başarıyı şart koşarsanız hayatının bir döneminde çocuğunuzun mutsuz olması ihtimalini kuvvetlendirmiş olacaksınız.

Onca sözün sonunda nereye geldik biliyor musunuz? Başarısızlığa tahammülü olmayan çocuklar değil aslında, o çocukları yetiştiren anne babalar. Çocuğunuzu bir yazıtahtası gibi düşünün, doğrularını da yanlışlarını da yazacak olan sizsiniz. İleride olumsuz davranışlarını görürseniz “altında imzam yok” deme şansına sahip değilsiniz.
Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU
Ankara/2012

Sizden Gelen Sorular..


Anne Baba Sınıfı'nda buluştuğum anne babalarla sohbetimiz her defasında planladığımızdan uzun sürdü. Annelerin babaların soracak çok sorusu vardı. Her ne kadar hepsini yanıtlamaya çalışsam da saatler bize yetmedi. İşte bu noktada teknolojinin nimetlerinden yararlanıyoruz, Anne Baba Sınıfı'nda sizden gelen soruları ve yanıtlarını buradan paylaşıyorum.Hem böylece bizimle buluşamayan, ama aynı sorulara cevap arayan anne babalara da yol göstermiş oluruz..



Bu iki soruyu birlikte değerlendirebiliriz. Biri 40 yaşında 3 çocuklu üniversite mezunu bir baba, diğeri 34 yaşında tek çocuk sahibi ilkokul mezunu bir anne. 
Anneler,babalar.. Çocuklarınızı asla ama asla diğer çocuklarla kıyaslamayın. Çoğu zaman yapıyoruz bu hatayı, daha çalışkan olan abla, üniversiteyi kazanmış bir komşu çocuğu ya da uslu uslu oturan bir akraba çocuğunu gösterip, "sen neden böyle değilsin" diyoruz çocuklarımıza. Şimdi gelin kendimizi çocuklarımızın yerine koyalım.
Anneler, eşiniz sofrada sürekli "annemin yemekleri daha güzel, sen neden onun gibi pişiremiyorsun" dese hoşunuza gider mi?
Babalar, eşiniz sürekli "bak komşunun kocası daha çok para kazanıyor, sen neden kazanamıyorsun" diye söylense rahatsız olmaz mısınız?
İşte sürekli diğer çocuklarla kıyaslanan çocuk da tıpkı böyle hisseder. Bu kıyaslama çocuğu daha iyiye yönlendirmez, sadece öfkelendirir. Hem size karşı hem de kıyasladığınız o kardeş, akraba ya da arkadaşına karşı. Çocuğunuzun eksikliklerini, hatalarını, yanlışlarını sürekli yüzüne vurmak yerine olumlu yönlerine dikkat çekin. Başarılarını övün, doğrularıyla gurur duyduğunuzu gösterin. Her insan takdir edilmeyi sever, çocuğunuz da sizden gelen bu olumlu tepkileri sürekli alabilmek için kendi kendini olumlu yönde motive edecektir. Aksi takdirde elinizde sadece bozulan anne-baba-çocuk ilişkisi kalır unutmayın.



Bu iki çalışan annenin kaygılarını paylaşmayan var mı aramızda? Hayat koşulları yüzünden artık çoğumuz  küçücükken çocuklarımızı anneanne/babaanne ya da bakıcıya bırakıp işin yolunu tutmak zorunda kalıyoruz. Ve işte o günden itibaren içimizi bir vicdan azabı kemirmeye başlıyor. "Acaba iyi bir anne değil miyim" diye. Keşke hepimiz en az iki yıl çocuklarımızla kalabilsek evet en doğrusu bu, ama madem şartlar buna izin vermiyor, gelin kendimizi suçlamayı bir kenara bırakalım sevgili çalışan anneler. Gün boyu evde olup da çocuklarıyla iletişim kurmayan anneler tanıdım. Dolayısıyla mesele çocuğunuzla kaç saat geçirdiğiniz değil, çocuğunuzla ne paylaştığınız unutmayın. Siz siz olun suçluluk duygusuna kapılıp, her akşam eliniz kolunuz dolu dönmeyin eve. Hediyelerle kaybettiğiniz zamanı telafi etmeye çalışmayın. Unutmayın çocuğunuz sizin yani annesinin yolunu gözlüyor, annesini özledi, bu kavuşma anını hediyelerle bulandırmaya hiç ama hiç gerek yok. Yeter ki akşam eve döndüğünüzde ya da haftasonları kendinizi evin işlerine, yemeğe, çamaşıra kaptırıp çocuğunuzu ihmal etmeyin, işte bu hata olur. Bir de işe giderken çocuğu kandırmayın, "hemen geliyorum bakkala gidiyorum" deyip evden kaçmayın. Bu şekilde çocuğun güvenini kaybedersiniz. Çocuğunuza "çalışmak için işe gitmek zorundayım ama akşam geleceğim ve beraber vakit geçireceğiz" demelisiniz. Kandırmak belki size daha kolay gelecek ama emin olun uzun vadede dürüstlük anne çocuk ilişkisini çok daha olumlu etkiler. Çalışan annelerin eşlerine de daha fazla iş düşüyor aslında. Sorumlulukları paylaşmak hem iş, hem ev, hem de çocuklarıyla ilgilenmek zorunda olan annenin omuzlarındaki yükü hafifletir, böylece de çalışan annenin stresini azaltır.



İşte tipik bir ergen ve ne yapacağını bilemeyen annesi..
Ergenlik dönemi insan hayatının en fırtınalı dönemlerinden biri. Gençler bu dönemde değişen bedenlerine, değişen seslerine, değişen hislerine alışmaya, uyum sağlamaya çalışıyorlar. Yani işleri gerçekten zor. Bir yanları çocuk kalmak isterken bir yanları yetişkin olmalıyım diyor. Bu yüzden bazen beklemediğiniz kadar olgun bazen küçücük bir çocuk gibi inatçı olabiliyorlar. Aslında içten içe anne babalarının takdirini kazanmayı çok önemserken, sanki annelerini babalarını beğenmez gibi davranabiliyorlar. Arkadaşları, aşkları hayatlarının merkezine oturuyor. Dersleri iyi giden çocuklar birden bire okulu boşlamaya başlayabiliyor. Ve elbette çocuk kadar anne babasının da kafası karışıyor. Ergenlik döneminde iş daha çok anne babalara düşüyor aslında. Kendini bulma çabasındaki çocukla çatışmayı, onu kurallarla baskılamayı seçmek de bir yol ama sadece işleri daha da zorlaştırır. Bir ergen sabrınızı zorlamak için uğraşıyormuş gibi dursa da siz anne babalar sakin ve tutarlı olmalısınız. Hayatının o döneminde isyan etmeyi, karşı çıkmayı bağımsızlaşmak olarak görüyor çocuk (tıpkı iki yaş sendromunda olduğu gibi) sizinle inatlaşması kimliğini bulmaya çalışmasından. Unutmayın karşısındaki delikanlının ya da genç kızın boyu boyunuzu geçmiş bile olsa, o henüz bir yetişkin değil. Eleştirilmeye değil, doğru yaptıklarıyla ilgili cesaretlendirilip yolunu bulmaya ihtiyacı var. Elbette bırakın çocuk her istediğini yapsın demiyorum. Kurallarınız olmalı, çocuğunuz bu kurallara uyması gerektiğini yoksa çeşitli cezalar alabileceğini bilmeli. Ama yetişkinlik yolunda ilk adımını atmış bir gence de her dediğinizi yaptırmaya kalkmayın. Uzlaşma yolunu seçmeniz, birlikte konuşarak hatta yeri geldiğinde sakince tartışarak orta yolu bulmanız gerekiyor. Karşınızda her an patlamaya hazır bir bomba var unutmayın, siz de elinizde körükle ateşe koşmayın. Eğer gerçekten sinirlerinize hakim olamayacağınızı hissederseniz biraz uzaklaşmak en doğrusu, sakinleşip sorunu öyle çözmeye çalışmalısınız. Aynı şey ergenlik dönemindeki çocuğunuz için de geçerli. Bu dönemde gençler ani patlamalar küçük çaplı krizler yaşayabiliyor. Bu anlarda üzerine gitmek yerine biraz yalnız kalmasını ve sakinleşmesini sağlamaya çalışın. Aslında zaten ergenlik döneminde çocukların çoğu yalnız kalma eğiliminde oluyor, onların özel alanlarına ve anlarına saygı duymalısınız. Odalarına kapı çalarak girmeniz onlara saygı duyduğunuzu göstermenizin en basit yoludur. Siz anne ya da baba olarak çocuklarınızı anladığınızı ve hislerine saygı duyduğunuzu gösterirseniz çocuğunuz sizinle o kadar çok şey paylaşır. Yol ayrımlarında size danışır. Ergenlik dönemini her çocuk ve aile farklı geçirir elbette ama çocuklarıyla ergenlik öncesi sağlıklı paylaşımcı bir ilişki kurmayı başarmış anne babaların ve çocuklarının bu yılları daha sancısız atlattığı da bir gerçek..

devamı gelecek..


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/2012